ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan yeni savaş, Çin’i zor bir diplomatik ve stratejik dengeyle karşı karşıya bıraktı. Pekin uzun yıllardır İran’ın önemli ekonomik ve siyasi ortaklarından biri olmasına rağmen çatışmada doğrudan taraf olmaktan kaçınarak temkinli bir politika izliyor.
Çin, İran’ın en büyük petrol alıcılarından biri ve iki ülke arasında enerji, altyapı ve savunma alanlarını kapsayan uzun vadeli stratejik iş birliği anlaşmaları bulunuyor.
İran ayrıca Çin’in küresel ticaret ağı olan Kuşak ve Yol girişimi için de önemli bir bağlantı noktası olarak görülüyor. Bu nedenle İran’daki istikrarsızlık Pekin açısından hem enerji güvenliği hem de bölgesel strateji açısından risk oluşturuyor.
Buna rağmen Çin yönetimi askeri destek vermekten kaçınıyor ve diplomatik çağrılarla yetiniyor. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, saldırıların sona ermesi ve tarafların yeniden müzakere masasına dönmesi gerektiğini vurgulayarak çatışmanın diyalog yoluyla çözülmesini savundu.
Uzmanlara göre Pekin’in bu temkinli yaklaşımının birkaç nedeni var. Çin bir yandan İran ile stratejik ortaklığını sürdürmek isterken diğer yandan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleriyle geliştirdiği ekonomik ilişkileri riske atmak istemiyor. Ayrıca Çin’in bölgedeki ana çıkarı askeri ittifaklar değil, ticaret ve enerji akışının kesintiye uğramaması.
Orta Doğu’daki çatışma aynı zamanda Çin’in enerji güvenliğini de doğrudan etkiliyor. İran savaşının ardından Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin büyük ölçüde durması küresel petrol arzını tehdit ederken, Çin’in petrol ithalatının önemli bir bölümü bu güzergâhtan geçiyor. Bu durum petrol fiyatlarının yükselmesine ve küresel piyasalarda dalgalanmalara yol açtı.
Krizin derinleşmesi halinde Çin’in İran’dan petrol tedarikinde zorlanabileceği ve bu nedenle Rusya’dan daha fazla enerji satın almaya yönelebileceği belirtiliyor. Bu durum Pekin’in enerji stratejisinde yeni bir bağımlılık riskini de beraberinde getirebilir.
Analistler, İran’daki gelişmelerin Çin için bir stratejik sınav niteliği taşıdığını belirtiyor. Pekin’in uzun yıllardır bölgede ekonomik gücünü artırmasına rağmen kriz anlarında askeri veya güvenlik alanında sınırlı etkiye sahip olması, Çin’in Orta Doğu’daki gerçek nüfuzunun sorgulanmasına yol açıyor.
Sonuç olarak Çin, İran ile ilişkilerini korurken aynı zamanda bölgedeki diğer ortaklarını kaybetmemeye çalışıyor. Bu nedenle Pekin yönetimi, askeri müdahaleden uzak durarak diplomasi ve ekonomik araçlara dayalı bir politika izlemeye devam ediyor.

