Donald Trump’ın Ukrayna’yı Moskova’nın lehine bir barış anlaşmasına zorlayan son çıkışı, Avrupa’nın savaşın gidişatında hâlâ belirleyici bir aktör olamadığını bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Kıtadaki hükümetler, yıllarca savunmaya yeterince yatırım yapmamanın ve ABD’nin güvenlik şemsiyesine fazlasıyla yaslanmanın bedelini ödüyor.
Avrupa başkentleri, Washington’dan gelen barış taslağındaki en Rusya yanlısı hükümleri yumuşatmayı başardı. Ancak Trump’ın temel eğiliminin Kremlin’in pozisyonuna yakınlaşmak olduğu biliniyor. Bu sırada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de ciddi bir siyasi sıkıntı içinde. En yakın çalışma arkadaşlarından Andriy Yermak, yolsuzluk soruşturması kapsamında evine yapılan baskının ardından görevinden ayrıldı. Bu gelişme Zelenskiy’nin otoritesini zayıflatmış olsa da, ülkenin artık bağımsız şekilde işleyen yolsuzlukla mücadele kurumlarına sahip olduğunu da gösteriyor.
Bütün buna rağmen Avrupa’nın elinde hâlâ ciddi bir koz var: 2022’den bu yana dondurulan Rus Merkez Bankası varlıklarının büyük bölümü AB’nin kontrolünde. Ancak Brüksel bu konuda o kadar oyalandı ki, bu stratejik kartı kaybetme riskiyle karşı karşıya. Trump’ın son planı, söz konusu varlıkların büyük kısmını ABD’nin faydasına olacak bir fon yapısına aktarmayı öngörüyordu. Buna karşılık AB, hukuki riskler ve adım atmama konusundaki isteksizliği nedeniyle hareket edemedi. Sürecin tıkanmasında, varlıkların çoğunun bulunduğu Belçika’nın gelecekte tazminat ödeme ihtimalinden duyduğu endişe de etkili oldu.
Uluslararası hukuku koruma refleksi anlaşılır. Ancak Rusya’nın da Trump yönetiminin de hukuki normları hiçe saydığı bir ortamda, AB’nin de olağanüstü adımları düşünmesi kaçınılmaz. Brüksel, dondurulmuş Rus varlıklarına dokunmadan, yani mülkiyet hakkını gasp etmeden, Rusya’nın ödeyeceği savaş tazminatlarına karşılık olarak Ukrayna’ya 140 milyar euro tutarında uzun vadeli bir finansman sağlamaya hazırlanıyor. Müttefiklerin benzer taahhütlerle sürece katılması ise Ukrayna’nın savunmasını yıllara yayılan istikrarlı bir yapıya kavuşturabilir.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in FT’de ifade ettiği gibi bu yaklaşım, Ukrayna ve Avrupa’nın “kalıcı direncinin” bir göstergesi olacak. Amaç savaşı uzatmak değil; tam tersine, Putin’in saldırganlığının maliyetini artırarak kalıcı barış için gerekli zemini oluşturmak.
Belçika Başbakanı Bart De Wever, önerilen fon mekanizmasının barış sürecine zarar vereceğini savunuyor; ancak ülkesinin muhtemel hukuki risklere karşı duyduğu çekinceler tamamen yersiz de değil. Zira Rus varlıklarının büyük bölümü Brüksel merkezli Euroclear’da tutuluyor. Moskova’nın bir gün bu varlıkları geri kazanması mahkeme kararıyla veya yaptırımların kalkmasıyla Belçika’yı tazminat yüküyle karşı karşıya bırakabilir.
Bunun çözümü var:
-
AB, Belçika’yı bu risklere karşı garanti altına alabilir, ya da
-
Varlıkları Belçika dışındaki ayrı bir tüzel kişiliğe devrederek riski tamamen merkezden uzaklaştırabilir.
Birinci yol, bütçeleri zaten zorlanan AB ülkeleri tarafından sıcak karşılanmıyor. İkinci yol ise düzenleyici bir karar ve yeni yapıyı üstlenmeye hazır bir üye ülke gerektiriyor.
Ancak artık zaman daralıyor. Konu sadece Ukrayna’nın kaderi değil; Avrupa’nın gelecekteki güvenlik mimarisi de bu karara bağlı.

